296 kişi kendisini tutuyor, 16 arkadaşı var.
Siyasetten soyutlanmış yurttaş, bilmeden despot devlete yol açar. Kendi tarihini yapma olanağından yoksun olduğun için tarihe seyirci kalacak ve bu yüzden de olanı biteni yazgı olarak adlandıracaksın. Ne mutlu sana! Hayat ne güzel sana!
Bertolt Brecht'in şiirine bak:
"17 Haziran ayaklanmasından sonra
Yazarlar Birliği sekreteri
Kağıtlarla kaplı Stalin bulvarında
Üzerinde şunların yazılı olduğu bildiriyi okuyordu:
"Halk yönetimin güvenini zedelemiştir ve sadece katmerli çalışma bu güveni yeniden yaratabilir."
Oysa yönetim bu halktan vazgeçip
Kendisine bir yenisini bulsa
Daha kolay olmaz mıydı acaba?"
Bir konuk, ev sahibinden gerekli ikramı görmezse, kovulmayı beklemeden kalkıp gider. Politikacının da buna benzer alınganlıkları olmalı.
İnsan olmaya bir adım daha yakınlaşabileceğimiz nice yıllara...
'Kendimi hem kendim için yaşayabilecek denli güçlü ve iç zenginliğine sahip hissediyorum, hem de değil bir davranışın, en ufak bir düşüncenin bile paralayabileceği kadar dayanıksızım' dedi kadın.
Asla aklımızla değil, götümüzle düşünüyoruz, mecazen değil "literalli". Götümüzü sağlama alan, sıcak tutan durum iyidir, doğrudur. Bana dokunmayan durumda biraz olsun nesnel olabilirim ama temel kriter yine götümün herhangi bir risk altında olmamasıdır. Bana giren çıkan bir şey var ise derhal götüm devreye girer. Sistem paralel değil seri bağlıdır ve göt beyinden önceki elemandır. İşin aslı şudur ki; sizin adınıza utanmaktan ölesiye yorgunum artık!
"Varolmak bitişik yazılır, yok olmak ayrı. Tesadüf mü? Hiç değil!"
Birleşmiş Milletler Örgütü 1968 yılında bir hukuk belgesi imzalıyor; bu belgede saptanan suçlar 3'e ayrılıyor:
1- Barışa karşı suçlar
2-Savaş kurallarının çiğnenmesinden doğan suçlar
3- İnsanlığa karşı işlenen suçlar. Bu tabloda bana ilginç gelen, savaşın artık suç olmaktan çıkarılmasıdır. Gerçi, "Barışa karşı suçlar." deniyor, ama açık seçik bir anlatım değil bu. Savaşı çıkaranın kim olduğu nasıl hangi yöntemlerle belirlenecek? Bugüne kadar görünen şu: Yenen, yendiğini suçlu gösteriyor. Burada hak, hukuk kurallarının nesnelliği, genelliği üstüne doyurucu hiçbir bilgi yok.
Bundan da şaşırtıcı olan, savaş kurallarının çiğnenmesinden doğan suçlar maddesi. Açarsak, savaş çıkarabilirsiniz, ama savaşın kurallarını çiğnemeyeceksiniz. Kuralı olan bir eylem, varlığı benimsenen bir eylem demektir çünkü. Savaş vardır, ona kimse bir şey diyemez, yeter ki kuralına göre yapılsın! Savaş kurallarının çiğnenmesinden söz etmek, savaşın doğru ve haklı olduğunu açıklamaktan başka nedir ki?
3. maddeye geçersek...Düşmanı savaş kurallarına uygun olarak öldürürsen, bu yaptığın insanlığa karşı işlenmiş suç sayılmaz. Hop, savaş suçu ortadan kalktı, gitti işte. Çağımızın savaşları için neden destanlar yazılmıyor? Savaş kurallarına uygun olarak, milyonlarca insan can verdiği için destan şairi apışıp kalıyor mu yoksa? Yoksa ölenlerin sayısı milyonları bulunca dramatik etki sıfıra mı iniyor?
Zaman zaman umutsuzluğa düştüğüm oluyor. Ben umutsuzluğu ayıplayanlardan değilim. İyimserlik çoğu yerde olana katlanmak gibi... İnsan doğdum demek yetmiyor, insan olayım deyip zahmeti göze alacaksın. Charles'a bak mesela; -iyi biri olduğum için hep başkalarınca kullanıldım, diyor. Akıl çağının bir türlü kurulamayışı hangi iyimserliğe yer verir? Çok açık söylüyorum, basacaksın tekmeyi, indireceksin sümsüğü...
Yoksulluk yaşamının en acı olduğu mevsim midir kış mevsimi? Bir takım insanların diyelim ilk yazda aç kalmasına aldırmayıp, kışın üşümesine dayanamayanlar, belki de doğanın zengin- yoksul ayrımı düşünmeden herkesi üşüttüğü bu aylarda zorunlu bir içgüdüyle bir çeşit eşitlik bilincine varıyor ve ısınmanın utancı içinde, kendi başlarına da gelebilecek olandan korktukları için insanlaşıveriyorlar. İnsancı bir duygunun üşümekten doğması ne tuhaf.
Bir gün Tolstoy şöyle demiş Gorki'ye: "Kötü niyetli olmak için bu kadar haklı nedenlerin varken iyi olman çok tuhaf... Evet, kötü olabilirdin... Ama iyisin ve bu çok güzel." Peki ben neden ağlıyorum?
Tam gelip diyesiydim ki, "Meger Girl on the Bridge'te şarkıyı söyleyen marianne teyzeymis ya, bir yasıma daha girdim" ama alttaki notu okudum ve orselenir gibi oldum.
tuğrulcuğum, entelmetre bakımından, son derece yüksek paylaşımları huan gibi yontulmamış bir çam kütüğüne yapman beni ziyadesiyle incitiyor. kendini onun yanında rahat hissetmen, içini ona dökmen yüreğimdeki elzem yaraların müsebbibi. neden böyle yapıyorsun? kraliyet ailesinin katı kuralları seni yanlış yollara sevketmesin. genç lordlar da varoşlara olan tutkundan son derece rahatsız kendini toparla ve bir an önce aramıza döné
karmaşık ihtiraslarımla... XXIOU. lui samba cicambey
Lordlar kamarasına avam girsin.
not: dostlarımdan kimin neye ihtiyacı varsa onu vermeye çalışıyorum.
hay hay. harika hikayelerim var ama organizasyon senin işin. herkes en iyi bildiği işi yapmalı..
sen olmadan buralar kimsesiz çığlıklara gebe tuğrul yalnızlığın hissizliğe olan tutkusu kara bulutlar gibi üzerimize yağmakta elitcesi senin anlayacağın.
öz türkçeyle: otobüsün olayım pin gez
Bu Otöl lavuğu ezik büzük bir tip değil miydi ya? Böyle seksili şeylerde oynamış? Alla Alla.
yaşar daha fazla konuşup bohem entelijansiyana gölge düşürme bebeğim.
devlet tiyatroları uf oluyormuş tuğrulcum. tavuk beslersin artıkım emekliliğin tadını çıkarma vaktin gelmişti
Kapansın. İçinde "devlet" adı geçen kurumda yapılan sanat sanat değil. Hep söylüyorum, yıllardır söylüyorum: Katlı otopark!
|
|
vehbinin kerrakeleri74 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
salt okunur5 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |